“Her şey için pişmanlık duyulabilir: Spor için asla!”

Aile
24/10/2018
Meslek hayatımda öyle güzel anlar yaşadım ki, “İyi ki beden eğitimi öğretmeni, iyi ki antrenör olmuşum” dedim. Öyle kötü zamanlar oldu ki, “Niye bu mesleği seçtim!”, dedim.Ama, asla “Niye sporcu oldum! Niye hentbol oynadım!” diye hiç ama hiç demedim.

Gençken veya yetişkin olduğumda, iyi veya kötü anlarda, kazandığımızda veya kaybettiğimizde, kenarda  veya tribünde oturduğumda, milli takıma seçildiğimde veya seçilmediğimde... Niye demediğime gelince...

Çünkü beni ben yapan her şeyi  spordan öğrendiğimi fark ettim. Ortaokulda birinci sınıfta hentbolla tanıştığımda, kendine güveni olmayan, kendi yeteneklerinin farkına varmayan, çekingen, ürkek, toplum içerisinde nasıl hareket edeceğini  bilmeyen silik bir insandım.

Hentbolla tanışıp,  bir gruba ait olup, kendi yeteneklerimin farkına vardıktan ve bu yeteneklerimin başkaları tarafından alkışlandığını gördükten sonra, kendime olan güvenim arttı.

Kendime güvenim arttıkça yeteneklerimi daha rahat sergiledim, daha rahat hareket ettikçe hem yeteneklerimi, hem hareketlerimi, hem sözlerimi daha rahat aktarmaya, düşüncelerimi  başkalarıyla paylaşmaya, sözlerimi  kendime saklamamaya başladım.

Sporun insanı farklılaştırdığını ve özel bir insan yaptığını fark ettim. Zamanla değişik şehirler, değişik ülkeler, değişik insanlar tanıdım. Hayat arkadaşımı da hentbol sayesinde tanıdım. Mesleğime de hentbol sayesinde sınavsız ulaştım. Milli takım formasını giymenin, ay yıldızlı forma altında İstiklal Marşımızı dinlemenin onurunu yaşadım. 

Hayatımı nasıl yaşamam gerektiğinde yine spordan öğrendim. Hayattaki iki vazgeçilmezim olan eğitim ve spor için zamanımı nasıl yöneteceğimi, spordaki kurallara uymanın aslında, insana saygı duymak,  hayattaki  kurallara uymak olduğunu öğrendim.

Çalışmalarda önümüze konulan engellerin,  aslında hayattaki engelleri  geçmek olduğunu, antrenmanda  veya  maçlarda kendi  sınırlarımızı zorlarken,  takım içerisindeki arkadaşlarla veya rakiple mücadele ederken,  gerçekte bu mücadelenin yaşamımızda karşılaşacağımız engellerle mücadele etmek olduğunu öğrendim.


En önemli şeyin, yaptığımız maçların kolay veya zorluk derecesine, hangi  rakiple olduğuna bakmaksızın, sonuç  ne olursa olsun  sahada bulunduğumuz her andan keyif almayı ve spor salonunun kapısından gülerek çıkmak olduğunu öğrendim. 

Ben bütün bunlara ortaokul  birinci sınıfta elimden tutup "Sen hentbolcu olacaksın" diyen beden eğitimi öğretmenim sayesinde ulaştım.

Zaman hızla geçti, zamanla çok şey değişti. Artık  teknoloji çağındayız. İstediğimiz, ihtiyacımız olan bir şey için ayağa kalkmamız, dışarı çıkmamız, hareket  etmemiz, iletişim kurmamız, neyin  nerede olduğunu bilmemiz gerekmiyor. Çünkü her şeyin nerede olduğunu bilen Google adında bir amcamız var.

Tüm bunlar hayatımızı kolaylaştırıyor ama  bir o kadar da hayattan, doğadan, çevreden, olanlardan ve arkadaşlardan uzaklaştırıyor.

Teknoloji  yaşam şeklimizi,  bilgiye ulaşma yöntemimizi, alışkanlıklarımızı, arkadaşlarımızı, eğlence anlayışımızı değiştirdi.  Statik, toplumdan uzak, ekran kalabalığının içinde yapayalnız tek başına bir yaşam  tarzı gelişti.

Böyle bir hayat  tarzı  içinde insan bedeni, niye dünyaya  geldiğini unutur  hale geldi ve sporun önemi,  bir insanın, özellikle bir çocuğun hayatında çok daha fazla önem kazanmaya başladı.

Bir öğretmen olarak küçük yaşta verilen eğitimin önemini bilerek yıllar önce bende bir gün oğlum Doruk'un elini tuttum  ve "Hadi bakalım! Jimnastik yapmaya gidiyoruz" dedim. Çünkü, bir çocuğun hangi spor dalına yetenekli olduğunun öğrenilmesi, beden eğitimi  dersi ile tanışıp, beden eğitimi öğretmeni tarafından bir spor dalına yönlendirileceği dördüncü sınıfı beklemek için artık çok geçti.

Bu nedenle ben de; şu anda U17 Hentbol Milli takımında forma giyen oğlumun, kışın soğuk hava nedeniyle çocuğunu yüzmeye götürmeyen velileri, ev-spor salonu arasındaki mesafeyi,  yaz tatilini bahane edip  antrenmana gelmeyen arkadaşlarını gösterip, "Ama onlar gelmiyor, ben niye gidiyorum" dediğine aldırmaksızın, "Büyüdüğünde sen onlardan çok farklı olacaksın, spor sana çok şey öğretecek, çok şey kazandıracak.

Sen sporla,  oyun oynamanın, arkadaşlarla birlikte olmanın, insanın sevdiği bir işle uğraşmasının ne kadar keyif verdiğini, farklı insanlar, farklı şehirler, farklı kültürler tanımanın sana çok şey kattığını öğreneceksin. Yeteneklerinin sınırlarını öğreneceksin. Yalnız kalarak değil, arkadaşlarla geçirilen zamanın tadına doyulmayacağını, hayatta  güzel anlar kadar zor anlar da olduğunu,  istediğin amaçlara ulaşmak için mücadele etmen gerektiğini öğreneceksin.



Mesela antrenmanlarda oyun oynamak için sıraya girdiğinde, bir bankada nasıl sırada beklemen gerektiğini ve diğer insanlara saygı göstermeyi  öğreneceksin. Hakem sana sarı kart gösterdiğinde bunun yanlış bir hareket olduğunu ve bunu  bir daha yapmaman gerektiğini öğreneceksin. En güzeli de ne biliyor musun Doruk, bütün bunlar bittiğinde attığın terin vücuduna ne kadar iyi geldiğini öğreneceksin" demiştim. 

Ama bunları sadece söylemedim. Aynı zamanda yaptım. Ben hala düzenli olarak sporumu yapar,  hentbol  oynamaktan, arkadaşlarla birlikte olmaktan, ter atmaktan büyük keyif alırım. 

"Zorla güzellik olmaz ama iyilikle zorlama olabilir" sözünü biz anneler çok iyi biliriz. 

Çocuğunuzu zorlayacağınız en önemli şeylerden birisi de eğitimiyle birlikte "spor" olsun.  Çocuğunuzu spor yapması için iyilikle zorlayın. Göreceksiniz pişman olmayacaksınız, göreceksiniz spor onu eğitecektir, göreceksiniz  bizim yapamadığımız bir çok şeyi spor sayesinde yapacaktır.  

Çünkü spor: sağlıklı olmak, sağlıklı düşünmek  demektir; bilgi, beceri demektir; bir şeyi yapmak için sabırla bir daha bir daha denemek  demektir;  taktik,  çözüm üretme, anında ve doğru karar vermek demektir; arkadaş, çevre edinmek demektir; paylaşmak, yardımlaşma, dayanışma demektir;  rekabet, mücadele etmek demektir; birbirine saygı, sevgi demektir. 

"Çünkü spor, hayat demektir. Bazen koştuğumuz, bazen  yorulduğumuz, bazen dinlendiğimiz, bazen iyi, bazen kötü sonuçlar aldığımız, bazen yalnız, bazen takım halinde çalıştığımız, bazen ağladığımız, bazen güldüğümüz, bazen galip geldiğimiz, bazen yenildiğimiz bir müsabaka gibidir hayat. "

Sevgili Anneler... Daha sağlıklı çocuklar, daha sağlıklı gelecek, daha sağlıklı bir toplum için gelin siz de bir "Olimpik Anne" olun ve Olimpik Anneler Projesine destek olun. Hem kendinizi, hem çocuğunuzu sporla tanıştırın, sporla eğitin, sporla mutlu edin, sporu ailenizin bir yaşam tarzı haline getirin.

Çocuğunuzu; dostluğun, kardeşliğin, barışın, disiplinli çalışmanın, kazanmak değil, katılmanın önemini kavramış, Olimpiyat ruhunu benimsemiş bir birey olarak yetiştirin. 

Hayatınızda çocuklarınız, çocuklarınızın hayatında da  hep bir spor dalı olsun. Spor, hayatınızın vazgeçilmezi olsun.

Zeynur PEHLİVAN

Emekli Beden Eğitimi Öğretmeni

Eski Milli Hentbolcu-Milli Takım Antrenörü